Bazen etrafımda olup bitenlere,duyduğum ya da izlediğim haberlere şaşıp kalıyorum.Nasıl olur diye soruyorum kendime, gerçeklerin bir 'heber' olmasını diliyorum fakat anlıyorum ki iş işten geçmiş, olanlar da çoktan olup bitmiş.
Dışarı çıkıp biraz yürüyorum yaşadığım şehirde.Adım attıkça afişlerle sarsılıyor beynim.Birkaç yıl öncesine kadar hayalini bile kuramadığımız sanatçıları ülkemizde uzun süre konuk eder hale gelmişiz.Nasıl oluyorsa alfabenin tüm harflerine denk gelen bir yelpaze kapsamında sanatla,kültürle,etkinliklerle ve organizasyonlarla anlamadan bütünleşivermişiz.Sanki yıllardır süregelen bir olguyu aynen yaşamaya devam ediyoruz.
Birkaç adım daha atıyorum; karşımda sokak lambasının kalınca gövdesine asılmış üzerinde ise kocaman harflerle 'Atık pil kutusu' yazan kilitli şeffaf bir kutu beliriyor.İlk etapta garip karşılıyorum bu durumu.Benim ülkemin,benim şehrimin sokaklarında hayalet çöp konteynerlerinin ardından adım başı atık pil kutuları da konulduysa eğer bu millet gerçekten ileri gidiyor galiba diye geçiriyorum içimden.Fakat biraz daha yaklaşınca kutuların içindeki gerçeği fark ediyorum : mandalina kabukları,buruşturulmuş kağıtlar,gofret ambalajları,naylon poşetler...Biz kim atıkları ayrıştırmak kim? diyen sesle birlikte zihnimde şimşekler çakıveriyor.
Her şey karşıdan göründüğünde oldukça gerçekçi,usulüne uygun ve masum bu ülkede.Fakat gerçeğe biraz olsun yaklaştıkça hayal kırıklığıyla sarsılan benliğiniz sizi ele vererek yüzünüzde beliren şaşkınlığı saklayamıyor bir türlü.
Eve geliyorum.Televizyonda bir reklam dönmeye başlamış.'Kültür Başkenti İstanbul' diyor ilerleyen her karede.Hemen ardından bir 'son dakika' haberi beliriyor : Tarihi Haydarpaşa Garı Alevler İçinde...Nasıl olmuşsa kendiliğinden yanıvermiş bu kültür şehrinin en önemli miraslarından biri...Üstelik tam da 'otel olacak orası' söylentilerinin akabinde...Üstelik de restorasyon aşamasındayken...
Bazı insanların kendilerini başkalarına farklı ve özel göstermeye çalışması gibi başımızdaki bazı kimseler de bu ülkeyi gerçekte sahip olduklarıyla değil de olmadıklarıyla tanıtmaya çalışıyor dünyaya.İlk kez uygulanan bir politika olmadığı gibi son kez de uygulanmayacak kanımca.
...
Bu akşam otobüste önümde bir baba-oğul vardı.Çocuk en fazla yedi ya da sekiz yaşındaydı.Babasıyla işaret diliyle anlaşıyor,şakalaşıyor ve eğleniyordu kocaman bir sessizlik içinde.O an, iletişim kurmak için bile etrafındakileri duyamayan ve konuşamayan çocuğun arkasında müzik dinleyen ben utandım,üzüldüm eşitsizliklerle kurulu dünyada yollarına 1-0 mağlup başlayanlara.