Uzun bir sabahın ardından Geyikli İskelesi'ne varıyoruz.Ufukta feribotu gördüğüm an fonda süzülen tepecikli bir ada görüyorum.Evet orası,sisler ardında da olsa bizi kucaklamak için hazır.Az sonra feribot kalkıyor ve 35 dakikalık bir deniz yolculuğunun ardından adamıza varıyoruz.İlk önce adanın simgelerinden biri olan 'Bozcaada Kalesi' selamlıyor bizi.Ardından daracık sokaklarla bezeli çarşı meydanından geçerek şehir merkezine 1 km uzaklıktaki bağ evimize varıyoruz.Sımsıcak yaşlı bir çift karşılıyor bizi ve minik evimizi gezdiriyorz.Kısmen yerleşip biraz dinlendikten sonra hemen yola koyuluyoruz.Çarşı meydanına attığım ilk adımdan itibaren girdiğim rengarenk sokaklar beni kendilerine tutsak ediyor adeta.Ada'ya olan aşkım işte tam bu anda başlayıveriyor.Aniden ve savunmasız bir biçimde kavrayıveriyor tüm benliğimi.Adımlarım ilerledikçe de aşkım alevleniyor.Sevdiğim her şey burada sanki! Eski Rum evleriyle kaplı sokaklar,rengarenk kapı ve pencereler,arnavut kaldırımlı yollar,saksılar içinde rengarenk çiçekler,dört bir yandan sarkan sarmaşıklar,tüm çarşıya konuşlanmış olan sıcacık sokak kahveleri,el yapımı hediyelik eşyalardan oluşan sokak tezgahları,her yanda görebileceğiniz Ada'ya özgü üzümlerden yapılmış şaraplar,domates reçelleri ve kekik balı...Bir dükkanda okuduğum magnet üzerinde şöyle yazıyordu : 'Şarap,şiirin şişelenmiş halidir.' Belki şarap da öyledir ama bu ada başlı başına bir şiir adeta...Tarihi Meryem Ana Kilisesi'ni gördüğüm sokaktan dönünce bir anda karşımdaki duvarda resimlerle süslenmiş Edip Cansever şiiri göz kırpıyor bana.Biraz daha ilerliyorum ve bir sanat galerisi karşılıyor beni.Ardından çok daha gizemli bir sokakla karşı karşıya kalıyorum; kurumuş yapraklar,paslanmış demirler ve eski duvarlar...Biraz daha gittikçe eski Rum evlerinden bozma oteller görüyorum.Bu adada gördüklerim şüphesiz dünyanın en güzel otelleri.Sonra karşıma 'Şarap Takıları' imal eden bir dükkan çıkıyor.İçinde harika takılar var! Eğer siz de bir şarapseverseniz mutlaka görmelisiniz.Oradan çıkıyorum ve bir anda içinde bulunduğum Rum etkisi beni camilerin bulunduğu Türk mahallesine fırlatıveriyor.Olabildiğin
Ada'da yapılacaklar elbette sokakları gezmekle sınırlı değil.Toplam dört adet şarap fabrikasının bulunduğu bu güzel kara parçasında keyfinizce şarap tadımlarına katılabiliyorsunuz.Şehir merkezindeki 'Polente Kafe'de mutlaka bir şeyler içiyorsunuz çünkü hem müzikleri hem de mimarisiyle sizi içine çekiveriyor.Bundan başka meydandaki 'Çınaraltı Kahvesi' de tavla oynamak,likör eşliğinde ikram edilen muhteşem Türk Kahvesi içmek için biçilmiş kaftan.Ada'da mevcut olan tek banka 'Ziraat Bankası',onun dışında yalnızca birkaç bankaya ait bankamatik bulunuyor.Bankanın olduğu meydanda 'İstiklal İlköğretim Okulu','Bozcaada Kalesi' ve 'Atatürk Heykeli' dimdik ayakta duruyor.Bunun dışında Ada'da tek bir eczanenin olduğunu da söylemek istiyorum.
Şehir dışında da görebileceğiniz birtakım yerler var elbette.Mevki olarak tanımlanıyor adanın bölgeleri.En batı burunda yani Çamlık Mevkiinde ise meşhur 'Rüzgar Gülleri' bulunuyor.Son yıllarda neredeyse tüm rock müzik gruplarının video klip çekmek için mesken tuttuğu bu bölgede toplam 17 adet rüzgar gülü bulunuyor.Her biri 44 metre uzunluğundaki bu güller,Haziran 2000'den beri faaliyet gösteriyor ve Türkiye'nin 3.Rüzgar Enerjisi Santrali olma özelliğini de elinde tutuyor.Yanına yaklaştığınızda büyülendiğiniz bu güller yaklaşık 30 bin kişinin enerji ihtiyacını karşılarken 82 bin ağaca da hayat vermiş oluyor.
Bir diğer güzel yer ise benim gidip de fotoğraflayamadığım 'Ayazma Plajı'.Yazın gidilmesi daha makbul olan plajın kumu da oldukça meşhur.
Bu kısa ada gezimizi en son şehir merkezinde bulunan 'Bozcaada Müzesi' ve 'Bozcaada Kalesi' ziyaretlerimizle tamamlarken adayla ilgili birçok değerli bilgi ve belgeyi toplayarak biz meraklılarla paylaşıp,işini gerçekten severek yaptığını sizinle birlikte müzeyi gezerken verdiği bilgilerden anladığınız Hakan Gürüney'i de burada hem tebrik ediyor hem de kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.Müzede Bozcaada ile ilgili aklınıza gelecek,gelmeyecek bir dolu bilgi-belge görebilmeniz mümkün.Eski ada fotoğraflarının da basılmış olduğu güzel kartpostalları da müze mağazasından alabilmeniz ise tadından yenmiyor.Merak edenler içi müzeye giriş öğrenciler ve öğretmenler için 3,sivil halk için ise 5 Türk Lirası.
Bozcaada Kalesi ise pek bakımlı bir kale olmamasına karşın oldukça büyük ve eski bir kale.İçinde biraz kırık dökük olduğunu düşündüğüm çeşitli çapalar,amforalar ve birtakım sütunlar sergileniyor.Buraya da giriş ücretli elbette; öğrenci ve öğretmenler burayı görmek için 1 lira öderken, normal kişiler ise 1,5 lira ödüyor.Kaleye ait özel bir broşür yok fakat bilet kesen amcadan 2 liraya Bozcaada'nın tamamıyla ilgili bilgi veren harika bir kitapçık almanız mümkün.
Son olarak alışveriş ve yemek konusuna değinmek istiyorum.Şarap için söyleyebileceğim şudur ki, adadaki tüm şarapevlerinin şarapları aynı tatta fakat aralarındaki tek fark fiyatları.Bu sebeple tat olarak değil ama bütçenizi düşünerek hareket edebilirsiniz.Domates reçeli için ise hem çarşı meydanındaki sokak tezgahlarını hem de yine çarşıda bulunan 'Salto Reçelleri'ni düşünebilirsiniz.Hediyelik
Gelelim adanın yemek kültürüne...Rum ve Türk karışımının birleşimi olan ada mutfağında oldukça fazla deniz ürünü mevcut.Şehir merkezindeki tüm restaurantlar balık servisi yapıyor neredeyse.Dilerseniz ara sokaklarda,ahşap sandalyeli masalarda karnınızı doyurabilir dilerseniz de liman boyunca uzanan çeşitli balık restaurantlarında yemeğinizi yiyebilirsiniz.Adada bir de 'Yaylım Büfe' bulunuyor ki birçok yemeği muhteşem.Eğer uygun fiyata öğle yemeği arayışına girerseniz burası tam aradığınız yer.Gözlemeleri,çiğ böreği,pideyi yapılırken izleyebiliyor olmanız da cabası.
Ben, uzun zamandır gidip görmek için yanıp tutuştuğum bu adaya resmen aşık olup döndüm.Aklım ve kalbim hala orada beni bekliyor.Umarım en kısa zamanda yeniden yolum düşer bu cennet mekana.Heredot boşuna dememiş bu sözünü : 'Tanrı bu adayı insanlar uzun ömürlü olsunlar diye yarattı.'
