Monday, October 18

Atakule'den at beni gülüm aman aman =))

  Ankara günlüğümüz elbette ki kursla sınırlı değildi.Sabah 9:00'dan akşamüzeri 17:00'a kadar olan kocaman bir zaman dilimini dersle geçirdiğimizi düşünürsek pek tabii çoğunluğun kurstan ibaret olduğunu söyleyebiliriz fakat arta kalan vakitleri de oldukça verimli geçirdiğimizi akabinde kanıtlayacağım.
  Kurstaki ilk günümüzün ardından Ankara'nın meşhur Tunalı Hilmi Caddesi'nde dolaşıp en yakınımızdaki alışveriş Merkezi olan Karum'a gidip vitrinleri süzdük.Sonunda ayaklarımıza kara sular inince bulduğumuz ilk oturağa kendimizi attık ve gücümüzü topladıktan sonra market alışverişimizi de tamamlayarak Ankara'daki sıcak yuvamıza döndük.Karum'dan bahsetmek gerekirse, Tunalı Hilmi'yi takip ederek Kuğulu Park'a kadar yürüdüğünüzda karşısında Karum'u görüyorsunuz.Yemek yemek için yalnızca Kapış Kapış adlı Simit Sarayı'ndan bozma bir çorbacı ve karşısında da Bistro Kafe vardı.Kapış Kapış'ın hiçbir şeyini asla ve asla hiç kimseye tavsiye etmemekle birlikte Bistro'nun mönüsünden bihaber olduğumu da söylemek istiyorum.Birkaç bilinen mağazanın dışında Ankara'ya özgü yerel mağazalar binanın büyük bir bölümünü kapsıyordu.Özellikle de abiye kıyafetler satan butiklerin çokluğu en çok gözümüze çarpan şey oldu.Karum'la ilgili en güzel anım ise orada bulunan Vatan Notebook'tan 23 liraya aldığım 8GB'lık flaş bellek oldu.Evet kardayım! =) 
Karum'dan başka Tunalı Hilmi Caddesi üzerinde bulunan Kuğulu Han'da da oldukça güzel mağazalar vardı.Pasajların önemli bir yeri var Ankara'da ve özellikle de Tunalı'da sayıları oldukça fazla.O bölgede bulunan Kırpık adlı restauranta her öğün gidebilirsiniz çünkü bütün yemekleri gerçekten çok başarılıydı.Tunalı ile ilgili söyleyeceklerim henüz bitmedi tabii ki.Tüm bunlara ek olarak Ramada Plaza'ya ait Cafe Rosso'da da güzel vakit geçirebilmeniz mümkün.Lakin fiyatları oldukça fahiş.Ama ona alternatif olarak karşı köşesindeki Elizinn Pastanesi'ni düşünebilirsiniz.Tüm tatlıları inanılmaz lezzetli ve ben gittiğimde tatlı ve kahve 8.5 lira fiyat etiketiyle kalbimi fethetti.Bu caddeyi bir kenara bırakıp hemen Kızılay'a geçmek istiyorum.
  Kızılay Ankaralılar için İstanbul'un Taksim'i konumunda.Bizdeki Taksim Burger King önü buluşma yerini düşünürsek de Karanfil Sokak'taki Dost Kitabevi'ni örnek gösterebiliriz.Taksim söz konusu olmuşken Limon Bazaar adlı pasajı da bizim Atlas Pasajı olarak düşünebiliriz.Elbette yakınından bile geçmez ama bunlara rağmen oranın en büyük artısı kesinlikle Leman Kültür.Arkadaşlarla vakit geçirmek,yemek yemek ve bir şeyler içmek için biçilmiş kaftan.Yemekleri bir harika ve Ankara'da porsiyonlar inanılmaz büyük.Öyle ki, bitiremediğiniz zamanlar çok oluyor.Biz İstanbul'da kuş kadar yemekleri daha fazla ücret ödeyerek yerken Ankaralılar tabaklarını dahi bitiremiyorlar.Leman Kültür'ün özellikle frambuaz soslu cheesecake'i muhteşem! Yanında bir de latte içerseniz, keyfinize diyecek yok.Arkadaşlarımın favori yemekleri ise Cümbür Cemaat,Çin Böreği ve Meksika Sandviçi.Olur da Ankara'ya yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.Fakat dikkat edin akşam saatlerinde özellikle pek kalabalık oluyor ve mekanın büyüklüğüne rağmen yer bulamama şansınız yüksek.Bunun dışında gözümüze çarpan büyük bir eksisi oldu Ankara'nın : hareket amirliği denen kutsal danışma orada mevcut değil ve sürekli gideceğiniz yeri kimse sorsam diye düşünüp duruyorsunuz.Herkes kendine göre tarif edince ve otobüs numarasını söyleyemeyince de haliyle hatlar epey karışıyor.Kızılay'a giderseniz eski TBMM binasının sırasında bir Zara var ki, gez gez bitmiyor! Çok çeşit var ve ciddi anlamda büyük bir mağaza.Kızılay Meydanı'ndan aşağı doğru salınırken Gençlik Parkı'nın içinden geçerek vardığınız Necatibey'de ise Hacıbaba'nın lezzetli mi lezzetli baklavaları sizi bekliyor.Kilosu 30 lira ve yalnızca iki seçeneğiniz var : fıstıklı,cevizli.Ben yarım kiloyu kapıp geldim İstanbul'a =).
  Bu ciddi görünen şehre ayak bastığımdan elimi eteğimi çekene kadar geçen sürede birçok kez kendimi İstanbul'da hissettiğim oldu.O kadar fazla yeri İstanbul semtlerine benzettim ki, anlatamam.Örneğin Kızılay'daki heykelin önünden otobüs beklerken kendinizi Beşiktaş Balmumcu durağında hissediyorsunuz.Ayrıca -daldan dala atlıyor olacağım ama- Milli Piyango binası da tam Kızılay Meydanı'nda görücüye çıkıyor.
  Kızılay'dan otobüsle 10 dakikada Atakule'ye varıyorsunuz.Çankaya Caddesi üzerinde yer alan alışveriş merkezi olarak yapılmış mekanda şu anda tek bir dükkan bile açık değil.Yalnızca en alt katında bir Tansaş var ve de insanların kulenin en tepesinde yemek yediği lüks bir restaurant.Kuleye çıkış da elbette ki ücretli : 7.5 lira.Ben güzel şehrimin tarihi Galata Kulesi'ne bile 5 lira verip çıkarken ve bir de üzerine İstanbul Boğazı'nı kanatlarım altına alırken, Ankaralılar sonradan inşa edilmiş sembol olan kuleye 7.5 lira vererek tırmanıyorlar.
Girdiğiniz tüm marketlerde Atatürk Orman Çiftliği markalı dondurmalara rastlıyorsunuz.Dondurması ve kokoreçi meşhur olan AOÇ, bir parktan daha fazlası bir marka haline de gelmiş bu vesileyle.Ve gerçekten kokoreçini bilmiyorum ama dondurması ağzınıza layık! =) 
Ankara'da adımlarınızı ilerlettikçe birbirinden ciddi ve heybetli binalarla göz göze geliyorsunuz.TBMM,Türk Dil Kurumu,Tübitak,ÖSYM ve dahası.Bir de günün her saatinde gözünüze en çok çarpan insan tipi takım elbiseliler.Belli bir seviyenin üzerinde insanların yoğun olarak yaşadığını düşündüğüm bu şehirde İstanbul'a artı olarak kozmopolit yapının hakim olmadığını söyleyebilirim.Güzel giyinen ve göze hoş gelen insanlarla karşılaşmanız pozitif bir enerji veriyor size.Ne de olsa onlar Atatürk'ün varlığıyla yaşıyorlar, değil mi?
Atatürk demişken, bu şehrin en sevdiğim yanı buram buram Atatürk kokması oldu.Kafanızı çevirdiğiniz her yerde sanki O'nun izleriyle karşılaşıyorsunuz.Özellikle de Ulus Meydanı sizi eski günlere götürerek Ata'ya olan özleminizi kat kat arttırıyor.Tarihi kucaklamış İş Bankası binasının önündeki Atatürk pozu sanki az önce çekilmişçesine gözlerinizin önüne seriliyor.
Birçok büyük şehir gördüm ve buna İzmir de dahildi.Fakat Ankara bana daha yaşanılabilir geldi.Evet, belki denizi yok ama aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz.Kaldı ki, çok eskiden Anadolu Yarımadası'nın bulunduğu yer denizdi ve bu zamanlardan kalma dev çapaya rastlanınca, işte bu şehre *Ankara adını vermişler.
Son olarak şunu söylemek istiyorum; eğer yolunuz başkente düşerse bir akşamınızı mutlaka Tunalı Hilmi üzerindeki Tapas'ta geçirin.Pişman olmayacağınızdan eminim! 

İrem Kale Başkent Anıları Bölüm 2 / İstanbul

*Ankara : İngilizce'deki "anchor" kelimesinden türemiş.Türkçe'de ise bu kelime "çapa" anlamına gelmekte. 

Not : Ankara'daki belediye otobüslerinin adı EGO.Açılımı ise 'elektrik,gaz,otobüs' imiş.Fakat ekşisözlük'teki yorumlarda 'erken gelen oturur' olarak rastlamanız mümkün.Buna ek olarak şunu da söylemek istiyorum; EGO'lara biletsiz yani EGO kartsız binmeniz mümkün değil.Bizdeki gibi şoför akbil bulundurmuyor.Bu sebeple birinden EGO kart rica edip bastığınız kadar parayı da kart sahibine vermek durumundasınız.Garip, değil mi?


Başkent anılarını kültür başkentinden bildiriyorum efenim =)

  İspanya Büyükelçiliği ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan kazanmış olduğum bursun heyecanıyla çıktığım Ankara yoluna, daha önce koyulduğumda henüz ondört yaşımdaydım.Bu ciddi şehre ilk ayak basışım okul gezisi kapsamında olduğu ve de o dönem ergenliğimin zirvesinde olduğum için haliyle hatırladığım birkaç yer de düşündükçe sisli bir atmosferin içinde kayboluyordu.
  Rötar yapıp bizi geren uçağın yarattığı tetki geçer geçmez havaalanından şehir merkezine uzanan uçsuz bucaksız yolun duruma yetişmesiyle tüm parçalar tamamlanmış oldu.Otele varıp da odamıza çıktığımız an tek şey, havada uçuşup duran yorgunluk nağmeleriydi.Derken gece boyunca yeni teoriler ortaya atarak uydurduğumuz biz dizi senaryo sayesinde hepimizin uykusu kaçıverdi.Ertesi sabah, kursun ilk gününde geç kalmanın da endişesiyle, merdivenlerini hızla çıkıverdiğimiz TÖMER, düşündüğümden oldukça farklı görünmüştü gözüme.Eğitimcilerin önerdiği "U" biçiminde hazırlanmış sınıfa vardığımızda ise sonradan hocalarımız olduğunu öğrendiğimiz iki güzel insan yüzlerinde kocaman gülümsemelerle karşılıyorlardı bizi.Akabinde bakanın ve Marta Morán'ın sunumuyla devam eden şaşkınlığım tam anlamıyla zirve yapmıştı.Açılış konuşmalarının ardından başladığımız dersle, bu kursun fazlasıyla güzel ve verimli geçeceğinin sinyallerini almıştım.Hayatımda bulunduğum en interaktif derslerdi ve hiç unutmayacağım hocalarım oldu uzun zaman sonra.Öyle ki, bir gece birlikte yemek yedikten sonra Tapas'a giderek içkilerimizi yudumlarken, yaşadığım saniyelere dahi inanamıyordum.Dört yıl boyunca aynı sınıfı paylaşıp bir kez olsun böylesine samimi ve sıcak bir ortamda bulunmamıştım kendi üniversite arkadaşlarımla ve hocalarımla.Bu muhteşem gecenin sonu da tam anlamıyla inanılmaz olmuştu.Evet, biz üç kız Marta Morán'la yan yana Tunalı Hilmi'de sohbet ederek ilerliyorduk.Ve evet, saat gecenin 22:00'ıydı.17:00 sularında başlayan program hiç anlamadan beş saat sürmüştü.Ertesi gün ise gecede çekilen fotoğraflara bakmakla, güzel sohbetler arasında "fiesta" havasında geçip gitti.En sevdiğim iki İspanyol'a ve ertesi gün de Ankara'ya veda ederek İstanbul'a dönmek için yola koyuldum.
  Elbette bu şarkının bir de nakaratı var.Şu ana kadar söylediğim kısmı şarkının bel kemiğiydi.Şimdiyse sıra en eğlenceli fakat bir o kadar da kısa olan nakarat kısmında.

İrem Kale Başkent Anıları Bölüm 1 / İstanbul =)

Monday, October 4

Yeni tasarım,yeni projeler ve yeni sezon

Blog sayfamı açtığımdan beri ilk kez bir ay boyunca hiç yazı girişi yapmamışım.Evet, Eylül 2010 sınırları içerisinde hiçbir harfime rastlayamadınız! Sebep mi? Çok basit...demek isterdim ama değil sanırım.İşin aslını ben de bilmiyorum.Tam kalemi elime alacakken hep geri döndüm.Kelimeler ufukta yığılarak üşüştüler zihnime ama bir türlü koşup yetişemediler satırlarıma.Arkadaşlar geldi ve sosyal hayatımız canlandı,bayram tatiline gidildi,pasaport işlemleri,okul kaydı,yeni seyahatler derken bir ay çabucak bitiverdi.Geriye dönüp baktığımda ise hüzünlü bir maskenin altındaki yarım tebessümle birlikte zirveyi zorlayan bir pişmanlık el sallıyor bana derinlerden.Neyse, öyle böyle derken geçmişe de mazi diyerek yeni planlara yatırım yapmak istedim.Özgür'ün çizimleri arasında kaybolurken ise aklıma güzel bir başlangıç projesi geldi; blogumu tasarlamak! Bir yılı aşkın süredir ne şablonlar ne arkaplanlar denedim ama olmadı; hepsinde bir eksik ya da bir fazla bulmayı başardım.Haliyle 'ben'i anlatan bir blog tasarlamak kaçınılmaz oldu.Birden ampul yandı ve 24 saatlik uğraşların sonucu işte gün gibi ortada! Yeni tasarımıyla çok mutlu olduğum sayfam artık gerçekten daha fazla hak ediyor beni yansıtmayı.Bundan sonra Şeyma'nın de verdiği gazla yeni projelerimle burayı şenlendireceğime söz veriyorum! =) En kısa zamanda gezi yazılarım ve fotoğraflarımla geri döneceğim.Beklemede olun!

Not : Bu şahane tasarım için sevgili Özgür'e çok teşekkür ediyorum.Ben tasarladım ama en çok o uğraştı sağolsun.Zaten o olmasa muhtemelen ortada ne blogum olurdu ne de tasarımı!

*Küçük bir not daha; fotoğraflarımı artık flickr'da yayınlıyorum.Merak edenler için ; http://www.flickr.com/photos/iremk/