Kurstaki ilk günümüzün ardından Ankara'nın meşhur Tunalı Hilmi Caddesi'nde dolaşıp en yakınımızdaki alışveriş Merkezi olan Karum'a gidip vitrinleri süzdük.Sonunda ayaklarımıza kara sular inince bulduğumuz ilk oturağa kendimizi attık ve gücümüzü topladıktan sonra market alışverişimizi de tamamlayarak Ankara'daki sıcak yuvamıza döndük.Karum'dan bahsetmek gerekirse, Tunalı Hilmi'yi takip ederek Kuğulu Park'a kadar yürüdüğünüzda karşısında Karum'u görüyorsunuz.Yemek yemek için yalnızca Kapış Kapış adlı Simit Sarayı'ndan bozma bir çorbacı ve karşısında da Bistro Kafe vardı.Kapış Kapış'ın hiçbir şeyini asla ve asla hiç kimseye tavsiye etmemekle birlikte Bistro'nun mönüsünden bihaber olduğumu da söylemek istiyorum.Birkaç bilinen mağazanın dışında Ankara'ya özgü yerel mağazalar binanın büyük bir bölümünü kapsıyordu.Özellikle de abiye kıyafetler satan butiklerin çokluğu en çok gözümüze çarpan şey oldu.Karum'la ilgili en güzel anım ise orada bulunan Vatan Notebook'tan 23 liraya aldığım 8GB'lık flaş bellek oldu.Evet kardayım! =)
Karum'dan başka Tunalı Hilmi Caddesi üzerinde bulunan Kuğulu Han'da da oldukça güzel mağazalar vardı.Pasajların önemli bir yeri var Ankara'da ve özellikle de Tunalı'da sayıları oldukça fazla.O bölgede bulunan Kırpık adlı restauranta her öğün gidebilirsiniz çünkü bütün yemekleri gerçekten çok başarılıydı.Tunalı ile ilgili söyleyeceklerim henüz bitmedi tabii ki.Tüm bunlara ek olarak Ramada Plaza'ya ait Cafe Rosso'da da güzel vakit geçirebilmeniz mümkün.Lakin fiyatları oldukça fahiş.Ama ona alternatif olarak karşı köşesindeki Elizinn Pastanesi'ni düşünebilirsiniz.Tüm tatlıları inanılmaz lezzetli ve ben gittiğimde tatlı ve kahve 8.5 lira fiyat etiketiyle kalbimi fethetti.Bu caddeyi bir kenara bırakıp hemen Kızılay'a geçmek istiyorum.
Kızılay Ankaralılar için İstanbul'un Taksim'i konumunda.Bizdeki Taksim Burger King önü buluşma yerini düşünürsek de Karanfil Sokak'taki Dost Kitabevi'ni örnek gösterebiliriz.Taksim söz konusu olmuşken Limon Bazaar adlı pasajı da bizim Atlas Pasajı olarak düşünebiliriz.Elbette yakınından bile geçmez ama bunlara rağmen oranın en büyük artısı kesinlikle Leman Kültür.Arkadaşlarla vakit geçirmek,yemek yemek ve bir şeyler içmek için biçilmiş kaftan.Yemekleri bir harika ve Ankara'da porsiyonlar inanılmaz büyük.Öyle ki, bitiremediğiniz zamanlar çok oluyor.Biz İstanbul'da kuş kadar yemekleri daha fazla ücret ödeyerek yerken Ankaralılar tabaklarını dahi bitiremiyorlar.Leman Kültür'ün özellikle frambuaz soslu cheesecake'i muhteşem! Yanında bir de latte içerseniz, keyfinize diyecek yok.Arkadaşlarımın favori yemekleri ise Cümbür Cemaat,Çin Böreği ve Meksika Sandviçi.Olur da Ankara'ya yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.Fakat dikkat edin akşam saatlerinde özellikle pek kalabalık oluyor ve mekanın büyüklüğüne rağmen yer bulamama şansınız yüksek.Bunun dışında gözümüze çarpan büyük bir eksisi oldu Ankara'nın : hareket amirliği denen kutsal danışma orada mevcut değil ve sürekli gideceğiniz yeri kimse sorsam diye düşünüp duruyorsunuz.Herkes kendine göre tarif edince ve otobüs numarasını söyleyemeyince de haliyle hatlar epey karışıyor.Kızılay'a giderseniz eski TBMM binasının sırasında bir Zara var ki, gez gez bitmiyor! Çok çeşit var ve ciddi anlamda büyük bir mağaza.Kızılay Meydanı'ndan aşağı doğru salınırken Gençlik Parkı'nın içinden geçerek vardığınız Necatibey'de ise Hacıbaba'nın lezzetli mi lezzetli baklavaları sizi bekliyor.Kilosu 30 lira ve yalnızca iki seçeneğiniz var : fıstıklı,cevizli.Ben yarım kiloyu kapıp geldim İstanbul'a =).
Bu ciddi görünen şehre ayak bastığımdan elimi eteğimi çekene kadar geçen sürede birçok kez kendimi İstanbul'da hissettiğim oldu.O kadar fazla yeri İstanbul semtlerine benzettim ki, anlatamam.Örneğin Kızılay'daki heykelin önünden otobüs beklerken kendinizi Beşiktaş Balmumcu durağında hissediyorsunuz.Ayrıca -daldan dala atlıyor olacağım ama- Milli Piyango binası da tam Kızılay Meydanı'nda görücüye çıkıyor.
Kızılay'dan otobüsle 10 dakikada Atakule'ye varıyorsunuz.Çankaya Caddesi üzerinde yer alan alışveriş merkezi olarak yapılmış mekanda şu anda tek bir dükkan bile açık değil.Yalnızca en alt katında bir Tansaş var ve de insanların kulenin en tepesinde yemek yediği lüks bir restaurant.Kuleye çıkış da elbette ki ücretli : 7.5 lira.Ben güzel şehrimin tarihi Galata Kulesi'ne bile 5 lira verip çıkarken ve bir de üzerine İstanbul Boğazı'nı kanatlarım altına alırken, Ankaralılar sonradan inşa edilmiş sembol olan kuleye 7.5 lira vererek tırmanıyorlar.
Girdiğiniz tüm marketlerde Atatürk Orman Çiftliği markalı dondurmalara rastlıyorsunuz.Dondurması ve kokoreçi meşhur olan AOÇ, bir parktan daha fazlası bir marka haline de gelmiş bu vesileyle.Ve gerçekten kokoreçini bilmiyorum ama dondurması ağzınıza layık! =)
Ankara'da adımlarınızı ilerlettikçe birbirinden ciddi ve heybetli binalarla göz göze geliyorsunuz.TBMM,Türk Dil Kurumu,Tübitak,ÖSYM ve dahası.Bir de günün her saatinde gözünüze en çok çarpan insan tipi takım elbiseliler.Belli bir seviyenin üzerinde insanların yoğun olarak yaşadığını düşündüğüm bu şehirde İstanbul'a artı olarak kozmopolit yapının hakim olmadığını söyleyebilirim.Güzel giyinen ve göze hoş gelen insanlarla karşılaşmanız pozitif bir enerji veriyor size.Ne de olsa onlar Atatürk'ün varlığıyla yaşıyorlar, değil mi?
Atatürk demişken, bu şehrin en sevdiğim yanı buram buram Atatürk kokması oldu.Kafanızı çevirdiğiniz her yerde sanki O'nun izleriyle karşılaşıyorsunuz.Özellikle de Ulus Meydanı sizi eski günlere götürerek Ata'ya olan özleminizi kat kat arttırıyor.Tarihi kucaklamış İş Bankası binasının önündeki Atatürk pozu sanki az önce çekilmişçesine gözlerinizin önüne seriliyor.
Birçok büyük şehir gördüm ve buna İzmir de dahildi.Fakat Ankara bana daha yaşanılabilir geldi.Evet, belki denizi yok ama aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz.Kaldı ki, çok eskiden Anadolu Yarımadası'nın bulunduğu yer denizdi ve bu zamanlardan kalma dev çapaya rastlanınca, işte bu şehre *Ankara adını vermişler.
Son olarak şunu söylemek istiyorum; eğer yolunuz başkente düşerse bir akşamınızı mutlaka Tunalı Hilmi üzerindeki Tapas'ta geçirin.Pişman olmayacağınızdan eminim!
İrem Kale Başkent Anıları Bölüm 2 / İstanbul
*Ankara : İngilizce'deki "anchor" kelimesinden türemiş.Türkçe'de ise bu kelime "çapa" anlamına gelmekte.
Not : Ankara'daki belediye otobüslerinin adı EGO.Açılımı ise 'elektrik,gaz,otobüs' imiş.Fakat ekşisözlük'teki yorumlarda 'erken gelen oturur' olarak rastlamanız mümkün.Buna ek olarak şunu da söylemek istiyorum; EGO'lara biletsiz yani EGO kartsız binmeniz mümkün değil.Bizdeki gibi şoför akbil bulundurmuyor.Bu sebeple birinden EGO kart rica edip bastığınız kadar parayı da kart sahibine vermek durumundasınız.Garip, değil mi?
