Dün gece kişisel rahatsızlığımı en küçük miktarda belirterek ders çalışmaktan sıkıldığımı,yorulduğumu anlattım yazdığım bir şiirle.Bencilce ya da belki de basitçe küçük düşündüm.Bir an için kendimi dünyadan soyutladım;yeryüzünde kalmış tek değerli bireymişçesine isyan ettim.Oysa ne karnım açtı,ne güvenliğim ne de sağlığım tehlikedeydi.Yapmam gereken tek şey ders çalışmak ve sınavı öyle ya da böyle atlatmaktı.Ne de olsa o sınavı geçemezsem ucunda ölüm yoktu.Ya da bunun için kimse beni cezalandırmayacaktı.Bu denli küçük düşünceler arasında gelgitler yaşarken benim dışımda olan, gerçekten çaresizlikten kırılan insanların varlığından hiç haberim yoktu.Evet, uyandım ve gördüm ki; "Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım" diyerek yola koyulan yardım gemisine saldırmıştı İsrailli askerler.Uyku mahmurluğuyla neler olduğunu kavrayamadım önceleri,sonra dinledikçe,okudukça bu kez duyduklarıma inanamaz hale geldim.Belki Hiroşima'ya atılan bomba kadar büyük bir etki yaratmamıştı kabul, ama bana kalırsa hiçbir felaket birbiriyle karşılaştırılamayacak kadar kötüydü.Orada ölenler,yaralananlar da insandı ve onların de aileleri,çocukları,eşleri vardı.Söz konusu 'insan' hayatıydı ve nasıl oluyorsa yapacak hiçbir şey yoktu.
Kelimelere dökerken, her şey şeffaflaşıyor ama bir o kadar da hafif geliyor sanki insana.Aslında düşündüğünüzde,derinlere yolculuk yaptığınızda korkarak ve geleceğiniz adına büyük endişeler duyarak idrak ediyorsunuz neler olduğunu.Tıpkı küçük bir çocuğun hayal ettiklerini çalakalem kağıda döktüğü gibi gözünüzde canlanıyor yaşananlar.Bir gemi, yardım etme amacıyla denizde miller katediyor, içinde her yaştan insan var ve karşı cepheden memnun olmayan şahıslar tarafından yağmalanıp alıkoyuluyor.Hayal ettiğiniz resme bir anda kan kırmızı boyalar dökülüyor.Bu noktada artık iyilik yapmanın bile kötülük yapmaktan daha fazla bedel ödettiğini fark ediyorsunuz.Tıpkı gün geçtikçe insanın özel yaşantısını da esir aldığı gibi kötülük, bağımlılık yaratan bir madde misali tattıkça alevlendiriyor gözlerdeki kini,şiddeti,öfkeyi...Sonra onsuz duramaz oluyorsunuz; bulunduğunuz çevreden kopup ait olmadığınız sularda yüzüyorsunuz.İnsanlıktan gitgide uzaklaşıyorsunuz.Bir süre sonra ise duygularınız ortadan kalkarken, kötülük en gerçekçi yüzüyle beyninizi,eylemlerinizi ve akabinde tüm hayatınızı ele geçiriyor.Son olarak altın vuruşla esirinizin kurbanı oluyorsunuz.Birileri sizi acınacak halde bir odada hareketsizce yatarken buluyor.Hayatınız sona ermiş,emekleriniz,sevgileriniz,gülümsemeleriniz boşa gitmiş...Her şey,her şey bir anda kanatlanıp uçuvermiş...
Küresel ısınmanın insanlığın sonu olacağından bahsederken, KYOTO'yu bazı çıkarcı milletlere imzalatmaya çalışırken etrafımızda olup biten esas felaketleri unutuyoruz bence.Aslolan ne küresel ısınma ne savaş ne de başka bir şey...Aslolan kötülük...Bunu yapan da insanlığın ta kendisi...İnsanlar bulundukları yere kendilerini sürüklüyorlar adeta.Ama bazıları var ki, masum insanları da sürüklüyor yanında.İşte hal böyle olunca ortaya böyle haberler çıkıveriyor.Her dönem insanlık kendi kökünü kurutmak için savaşıyor sanki.Ve her dönemin kendince silahları ayrı.Ama temelde hammadde hiç değişmiyor : KÖTÜLÜK...


