Monday, November 30

'Olağan'üstü bir dizi : Fringe


Bugüne kadar birçok yabancı dizi izledim ve itiraf etmeliyim ki hepsinden de çok keyif aldım.Fakat ilk sezonundan son sezonuna kadar kaçırmadan izlediğim tek yabancı dizi Dawson's Creek olmuştu- ki dizinin fenomen olduğu yıllar benim 'teenage' dönemime rastlar.Bunun dışında Friends,Criminal Minds,CSI serileri,Eureka,Monk gibi birçok dizi geldi,geçti ya da hala geçmekte.Şimdi ise diyorum ki;tüm o diziler bir yana Fringe bir yana.İzlemeye başladığım ilk bölümünden itibaren beni tam anlamıyla ekrana kilitleyen,kaçırdığım her bölümü için vicdan azabı duyduğum ve bir daha izleyememekten çok korktuğum yani kısacası bende ciddi boyutta bir bağımlılık yaratmış,şu ana kadar izlediğim dizilerin arasında en zekice kurgulanmış olanı Fringe,şüphesiz.Neden mi?
Aslında bu soruya verilebilecek birçok cevap olmakla birlikte,temel nedenin dizinin tam anlamıyla bir bilimkurgudan öte,içinde 'olağan' öğeleri barındırması olduğunu söyleyebilirim.Bilimin ve teknolojinin ciddi anlamda büyük bir hızla yol katettiği günümüzde,olma ihtimali yüksek fakat henüz tam anlamıyla gerçekleşememiş,buna rağmen birtakım doğal olaylarla kanıtlanabilirliği oldukça yüksek bir dizi bilimsel teorinin,gerçekleştiği takdirde insanoğluna verebileceği zararlar,değişimler dizinin hammaddesi.Dolayısıyla mutasyon,rejenerasyon gibi birtakım genetiğe yönelik değişim ve gelişimlerin doğurduğu sonuçlarla birlikte ortaya çıkan canlı yaşamına yönelik,özünde 'olağandışı' görünen fakat biraz araştırma yaptığınızda aslında neden olmasın diyebileceğiniz harika bir kurgu mevcut dizide.FBI da işin içine girdiği vakit,tadından yenmiyor doğrusu.
Fringe,dizide sınır-bilim anlamına gelmekte.Doğa üstü olarak tanımladığımız,olması güç görünen gelişimlerin aslında bir öngörüsü tadında Fringe.Çünkü bir bölümünü dahi izlediğinizde,size inanılması imkansız gelen ve açıklaması olmadığını düşündüğünüz birçok olayın sempatik profesör Walter Bishop tarafından yapılan çeşitli deneylerle açıklandığını görebilirsiniz.Elbette bu açıklamalarla hareketlenen beyniniz,size insan zekasının ve aklının nelere kadir olduğunu açıkça gösteriyor.Öyle ki,eski çağlarda aşının bulunması nasıl bir hayalse,bugünün insanı için de öldükten sonra dirilme,ışınlanma,başka evrenlere yapılan yolculuklar birer mucize niteliği taşımakta.Tüm bunların bir tohumu olarak da,insan denen varlığın yıllardan gelen bir mutasyona uğrayarak ya da rejenere olarak akıllarını farklı şekillerde çalıştırmasıyla ortaya koyduğu bilimsel teorileri ya da gerçekleri tanımlayabilmemiz mümkün.Diğer yandan ise bilimin çok tehlikeli bir noktada,hayati derecede önem taşıyan bir görev üstlendiğini söyleyebiliriz.Çünkü bilim sayesinde oldukça fazla gerçek gün ışığına çıkarken;kimileri bunu insanlık adına olumlu bir kavrama çeviriyor,kimileri de kaosa,yıkıma,yani tam anlamıyla bir sona ya da işkenceye.
Yukarıda elimden geldiğince detaylı bir biçimde bahsetmeye çalıştığım gibi Fringe, bilimin sınırındaki olayların ortaya çıkmasıyla gelişen bir başyapıt.Kurgusu oldukça zekice,oyuncuları seçilmiş,klasiğin az da olsa ötesine geçmiş bir Amerikan yapımı.Boston, Massachusetts yönetiminin ağırlıkta olduğu birkaç FBI ajanının işbirliği içerisinde araştırmalarını yürüttüğü,gerilimi dozunda ve merak uyandırıcı bir dizi.Başkahraman özel ajan Olivia Dunham(Anna Torv)'a ilginç bir profesör olan Walter Bishop(John Noble) ile normalin üzerinde bir IQ seviyesine sahip oğlu Peter Bishop(Joshua Jackson) eşlik ediyor.Geçen sezon yayın hayatına adım atan dizi,Lost'un yapımcısı JJ Abrams ile Alex Kurtzman ve Roberto Orci'nin elinden çıkmış bir yapım.Detayların ön planda olduğu dizide,birtakım mutasyona uğramış semboller de senaryoyu ve yapımı oldukça güçlendiriyor.Bir süre anlam verilemeyen bu semboller şimdilerde birçok kişi tarafından farklı şekillerde açıklanarak çeşitli sitelerde ansiklopedik bilgi kıvamında yer almakta.Bunlardan bir tanesi de Fringe için açılmış Türkiye fan sitesinde bulunmakta-ki aşağıya bu açıklamaları yazarak bir alıntıya da yer vermek istiyorum :

Apple (Elma)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, elmanın ortasında çekirdek tohumları olması gerekirse bunun yerine insan embiryosu olduğunu görebilirsiniz.

Butterfly (Kelebek)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, kelebeğin kanatlarında kemik iskelet sistemini görebilirsiniz.

Flower (Çiçek)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, taç yaprakların bazılarının yusufçuk böceğinin kanatlarını andırdığını görebilirsiniz.

Frog (Kurbağa)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, kurbağanın üzerinde PHI işaretini görebilirsiniz.

Hand (El)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, 6 parmaklı bir insan eli olduğunu görebilirsiniz.

Horn (Boynuz)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, boynuzun şekili üzerine Fibonacci dizisindeki sayıların yazılı olduğunu görebilirsiniz.

Leaf (Yaprak)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, yaprağın ortasında üçgen ya da delta sembolüne benzer bir şekil olduğunu görebilirsiniz.

Seahorse (Denizatı)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, denizatının da üzerinde Fibinacci sayı dizisi vardır. Sayı dizisi Fibonacci‘nin altın oranını görebilirsiniz.

Smoke (Duman)

Yandaki resme dikkatlice bakıldığında, dumanda aslında bir kadın yüzünün olduğunu görebilirsiniz.

Yellow Dots (Sarı Noktalar)

Sarı noktalar, sembollerin olduğu birçok resimde gözükmektedir. Görünüş itibariyle ateş böceklerini andırdığını görebilirsiniz.

Son olarak şunu söyleyebilirim ki,boş vakit geçirmek güzeldir ve insana çoğu zaman iyi gelir.Dozunda olduğu sürece her şey olumlu etkiler bırakır aslında.Tıpkı Fringe'de yer alan bilimsel olaylar gibi.Duygusallığın ön planda olduğu sanat yapıtları ruhumuzu beslerken,izin verelim de gerçeğin ön planda olduğu ciddi yapıtlar da zihnimize güç versin.Fringe,bunun için oldukça iyi bir seçim ve birçok şeye bakış açınızı değiştirtecek türden bir eser.

Saturday, November 28

Ege Rüyası


Ege'yi bilen anlar;dokusu,büyüsü başkadır.Doğayı süsleyen renk cümbüşü,yanınızdan geçen insanların gülen gözleri,güneşin o turuncuya dönük tatlı sıcağı ve denizin mavi boyalı örgüsü gittiğiniz birçok yerde aynı hisleri yaşatır size.Gördükçe görmek,gittikçe daha çok gitmek istersiniz.İleriye dönük planlarınızın arasında hep ön sıralardadır mavinin çocuğu,yeşilin sevdalısı.Şehrin göbeğindeyken bile tatili hissetmek,suya bu denli yakın olmak,zeytinden yapma bir dünyada yaşamak...
Ege'yi tepeden tırnağa sevdim ben.Köyüyle,tarihiyle,doğasıyla;her şeyiyle.Bodrum,Şirince,Selçuk,Bergama,Assos,Ayvalık...Bir zincirin farklı yerlerden kapanmış büyüklü küçüklü halkaları gibi sıralandıkları uzun kıyılarda yüzyıllardır yeni,yepyeni hayranlarını beklemekte.Çünkü gerçekten bir kez gördükten sonra,kalbi Ege'de kalıyor insanın.Ruhum ne zaman darlansa kanatlanıp gezintiye çıkıyor oralarda.Sırayla dolaşıyor her yeri;bazısını daha uzun,daha doya doya...Ama nedense en çok Behramkale'den salınıp Ayvalık'a uçarak günü Şeytan Sofrası'nda tamamlıyor.Turunculu kahveli taş sokaklardan pembeli morlu çiçeklerin süslediği uzun yokuşta uzaktan gelen puslu dibek kahvesinin kokusu dalga sesleriyle tuvale yansıdığı vakit derince bir büyünün koynunda uykuya dalıyor.Bir başka yolculukta ise güneşin,yerini aya bıraktığı anı uzun uzun seyrediyor.Bu keyf-i seyirde ona eşlik eden ılık rüzgar,adalar ve o harika kızıl renk,onu Cunda'daki arnavut kaldırımlı taş sokaklardaki mavi kapılı,kırmızı çiçekli evlerden birine sürükleyerek damağındaki Ege tadıyla buharlaştırıp çok uzaklara uçuruyor,hiç anlamadan.
Başkadır Ege,çok başkadır.Tutkuyla sever,taparcasına aşık olursunuz o doğaya.Yeni güne oralarda uyanmak,hayatınızı hobilerinize adadığınız bir tatil tadında hiçbir şey düşünmeden geçirmek istersiniz.İmkansız bir sevgili gibidir çoğu zaman Ege;hem erişilmez hem en yakındır kalbinize.

Thursday, November 19

'GERÇEĞİN SANATA YANSIYAN GÖLGELERİ'

Yüksel Arslan Resim Sergisi
13 Eylül 2009-21 Mart 2010
Yer:SANTRALİSTANBUL
Küratör:Levent Yılmaz


Doğduğu topraklara yıllar sonra,biriktirmiş olduğu eserleriyle dönen Yüksel Arslan,günümüzün en önemli ve sıradışı ressamlarından biri olmanın yanında hayatındaki basamakları okuduklarıyla birleştirerek resmeden bir sanatçı.'İnsan'ı anlatmayı seçen sanatçı bu durumu ise şu şekilde kelimelere döküyor:"Ben okuyarak,inceleyerek öğrenen ve öğrendiklerimin bir bölümünü resim yoluyla dile getiren biriyim.Bu nedenle resimlerimin estetik bir heyecan uyandırmasına çalışmam.Çizgilerimin düşündürmesini isterim."
Birçok sanatçı gibi uçlarda olmayı hedeflemiş,sınırları her daim zorlamayı seçmiş eserlerinde Yüksel Arslan.Bunu,gerek eserlerinin verdiği mesajlardan,gerekse kullandığı malzemelerden rahatlıkla anlayabiliyoruz.Çünkü sanatçı,eserlerinin doğumunu 'artürik' bir yansımayla gerçekleştiriyor.Sebebini ise şöyle açıklıyor:"Yapay renklere duyduğum nefret,beni doğal renkler aramaya ve kişisel bir teknik bulmaya zorladı." Böylece doğal maddelerden kendi boyalarını kendisi oluşturarak,hem sanatına hem de sanatını aktardığı insanlara verdiği önemi kanıtlıyor şüphesiz.Tam anlamıyla 'gerçek bir sanatçı' kavramı Yüksel Arslan'ın benliğinde anlamlanıyor.Eserlerinde mevcut olan içerikler özellikle gerçeği,olanı resmettiği için günümüz kaosuna,toplumsal ilişkilerine oldukça uygun düşüyor.
Sanatçının ilk retrospektif sergisine santralistanbul ev sahipliği yaparken,serginin ana sponsorluğunu ise Garanti Bankası üstleniyor.13 Eylül 2009'da sanatseverlere kapılarını açan bu önemli sergi,21 Mart 2010'a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.Serginin küratörlüğünü ise Levent Yılmaz yapıyor.Üç büyük salona yayılmış sergide,Yüksel Arslan'ın beşyüzün üzerinde eseri mevcut.Bunun yanısıra,serginin her bölümüne konuşlandırılmış birkaç paragraftan oluşan açıklayıcı yazılar sergiyi bir kat daha anlaşılır hale getirmiş.Dolayısıyla görsellik ve yazınsallık birleşince ortaya tam anlamıyla bir bütünü kapsayan olağanüstü bir şölen çıkmış.Sanatın gerçekle buluşmasını,olan bitenlere bir sanatçının eleştirel bakış açısıyla bir kez daha bakarak,tüm bunları yeniden kendi anlam süzgecinden geçirmek isteyen herkes bu sergiyi mutlaka görmeli.

Tuesday, November 3

Bugünün gafları =)

Bugün evden okula gelirken tramvay seyahatim sırasında iki adamın konuşmasına şahit olarak,aralarında geçen diyaloğu aktarmak istiyorum :
Adam 1 : Öküz gribi de yayılıyormuş şimdi hahaha...
Adam 2 : Aşılama başladı,herkes oluyormuş,benim de nöbetim var sonra ben de olucam.Yine biri daha ölmüş.13 yaşında bi kız hastanelere kabul edilmediği için ölmüş.
Adam 1 : Ölsün yaa ölsün..Herkes ölsün..Baksana şu insan kalabalığına,daha iyi temizlik olur.Kapalıçarşıdan geliyorum adım atmaya yer yoktu yine...
Adam 2 : Eee eniştenler nasıllar???...(takmayarak)
Eve vardıktan sonra da zap yaparken ekrandaki bilumum evlilik programlarından birine rastladım ve kadın sanattan bahsettiği için takıldım.Evlenmek isteyen gelin adayı ile supersonic(!) program sunucusu arasında geçen diyalog şöyleydi :
Gelin adayı : Ben heykelle ilgilenirim,resimle ilgilenirim,onun da benimle bunları yapmasını isterim.
Sunucu : Peki kendisi beceremiyorsa,mesela heykeltraş yaptı(heykeltraş yapmak ne ola ki?) olmadı ama yine de seni bu konuda destekliyorsa olur mu?
Gelin adayı : Olur tabi olur,öyle de olur.Neden olmasın?
Vee son olarak (biraz terse dönmüş oluyorum ama) sınıf arkadaşlarımızdan birinin fotokopicide kendisi için bize bulunduğu uyarı gözden kaçacak gibi değildi :
Arkadaş : Kızlar bakın ben eğer sınava falan gelmezsem bana haber verin mutlaka hemen gelirim.
Biz : :D:D:D ???

Bugünün gafları şimdilik bu kadar.Bundan sonra rastladıkça böyle gafları paylaşmaktan mutluluk duyacağım :)

Monday, November 2

Kesişmeye çalışan yollar ve ortaya konan ifadeler

Yazı yazmak için birçok sebebi olabilir insanın ama sanırım hayata düşen bombalardır en çok kaleme alınanlar.Bunlar kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir elbette ama genel olarak bakıldığında tek bir ortak noktaya çıkmanız da mümkündür.Çünkü bir insan yazıyorsa eğer,hayatta anlaşılamıyor demektir.Ve bir yazarın yazmaktaki en büyük sebebi de bu anlaşılamamaktan kaynaklanmaktadır bana göre.Peki nedir bu anlaşılamamak? Nedir kendini hayatı içinde ifade edememek,anlamlandıramamak?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki,yazarlar kabuklarında hayat bulmayı tercih eden insanlardır.Mecbur kalmadıkça adım atmazlar insanların arasına.Sosyalleşmeleri gerektiği vakit ise;susarlar,derin düşünürler ve daha çok dinleyip gözlemlerler.Çoğu zaman konuşmayı bile unutabilirler.En iyi iletişim yolları yazmaktır çünkü.Tüm sıkıntılarını,söylemek isteyip de dile dökemediklerini kağıda dökmeyi tercih ederler.Bunu yaparken hem keyif alırlar hem de kendilerini genellikle istedikleri gibi ifade etme imkanı bulurlar.Ve belki de daha özel söylemek istedikleri de dolaylı yollardan genele ulaşarak haddinden fazla yol kateder ki bu da bir yazar için ulaşılabilecek en uç noktalardan biridir.
Yazmayan insanlar için de geçerlidir tüm bu bahsettiklerim.Neden mi? Çünkü gerek yazan gerek yazmayan tüm insanlar mutlaka hayatlarının bir karesinde olsun anlaşılamama problemi yaşıyordur eminim.Dolayısıyla çoğu zaman her insanın iyi ya da kötü olsun yazarak kendisini anlatması hem kendisini hem de karşısındakini olumlu tepkilere götürecek bir araçtır kanımca.Elbette her zaman istenilen sonuç alınamaz her konuda olduğu gibi ama her daim denemekte fayda vardır ve yazmak bir güçtür;bir çeşit gövde gösterisidir.İletişim yalnızca dille ya da görsel medyayla olmuyor bu aşikar.Bu sebeptendir ki yazıyla bağlantı kurmak,hem çaba sarf ettirir hem düşündürür hem muhakeme imkanı doğurur hem de doğru kelimeleri seçmemize yardımcı olur.Okumak nasıl bir ihtiyaçsa,yazmak da o denli bir ihtiyaçtır birçoklarının hayatında.Böyle bir ihtiyacı doğuranlar ise,onları okuyan en büyük müptelalar olacaklardır;haberleri yoktur sadece.
Evet,insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri konuşabiliyor olmalıdır lakin yüzyıllardır insanoğlunun en büyük sorunu da konuşarak anlaşamamalıdır,bu bir gerçek.Böylece çeşitli sanatlar doğmuştur ki bunların en açık ifade şekli edebiyatta saklıyken,daha küçük eserlere olduğundan fazla yoğun anlam yüklü olanlar ise görsel sanatlarda kendini göstermektedir.Belki de bu yüzdendir ki farklı şekillerde kendini ifade etmeyi meslek edinmiş insanların anlaşması biraz daha zordur.Çünkü birinin eserinde yüklediği anlama diğeri her zaman kendi gözüyle bakacaktır.Fakat her şeye rağmen,hangi yolla olursa olsun anlatmaya çalışmak bile anlatmaya çalıştığınız şeye ve anlattığınız kişiye değer verdiğinizi,onu önemsediğinizi gösterir.Bu yüzden de herkes mutlaka kendini anlatma ya da anlatabilme yolunu bulabilmelidir.Dinleyip anlamaya çalışanlara da selam olsun!