Wednesday, October 21

Çok plan,az eylem

Sevdiğim müziği açıyorum.Elimde kahvemle koltuğa oturup ayaklarımı uzatıyorum.Bir süre başımı arkaya atıp tekrar tekrar aynı şarkıları dinleyerek öylece oturuyorum.Etrafa bakınıyorum bazen.Aklımdan binlerce şey geçiyor ve çoğu zaman bu düşünce yoğunluğuna yetişemiyorum.Bir sürü şeyin muhakemesi dönüp duruyor kafamda,bir sürü iş kotarılmayı bekliyor ve bir sürü saklı kalmış düşünce tozlu raflardan bir anda çıkıveriyor uzun süre beklemiş olmanın coşkusuyla.O an kafamın içindekileri ittirip ön sıraya geçmek istercesine hızla koşuyorlar fakat diğer yandan gündemimi meşgul eden düşünceler buna izin vermiyor;karmakarışık oluyorum.Ardından inanılmaz bir enerji nüksediyor bedenime;film izleyip ardından bir kitabı yarılayabilirim.Hatta sonrasında alışverişe çıkıp saçma sapan şeyler alıp eve dönebilirim.Eve döndüğümde aldıklarımı tek tek yerleştirirken gardrobumu da komple elden geçirebilirim.Tüm bunları tamamladıktan sonra yemek yapabilir ve evimi temizleyebilirim.Temizliği bitirince dekorasyonda değişiklikler yapabilirim.Bu arada bir kenarda bekleyen not defterime sürekli eksikleri yazıp onları düzene sokabilirim.Fiziki durumumun elverdiği kadar aktiviteyi de geride bıraktıktan sonra zihnimdeki organizasyonlara başlayabilirim:Yazı yazmaya devam edeceğim,ders notlarımı önceden temize çekeceğim,ayda 5 ya da 6 kitabı bitirmek için elimden geleni yapacağım,ne zamandır indirmeyi ertelediğim müzikleri indirip onları klasörlere ayıracağım yeniden,izlemeyi bekleyen tüm filmleri günlere yayıp art arda aralıksız izleyip bitireceğim...
Evet,böyle günlerim oluyor sık sık.Ama en verimsiz günlerim de bu günler oluyor nedense.Çok şey yapmak isterken ve çok şey planlarken kafamda bir de bakıyorum ki hava kararmış,gün çoktan uçup gitmiş ve elimde avucumda hiçbir şey kalmamış kayda değer.Yatıyorum ve geçen boş günümü kafamda değerlendirirken uykuya dalıyorum taa ki yeni başlayan güne kadar...

Tuesday, October 20

Meğer tezim doğruymuş;yalnız değilmişim!

Geçen hafta yazdığım 'Mevcut Döngünün İnsancıkları' adlı yazımın akabinde isimsiz birinden gelen yorum-öneri sonrasında,Elif Şafak'ın Habertürk'te yazdığı bir yazısını da okuyunca anladım ki tezim gerçekten doğruymuş.Yazının tanıtım paragrafı şöyleydi : 'Hep uzun ağaçlara dikkat ediyoruz.Halbuki ağaçlardan ziyade ormanı görmemiz lazım' demiş Malcolm Gladwell.Elif Şafak da devam etmiş bu cümleye ek olarak:'Orman,yani o ağaçların içinde büyüdüğü,yaşadığı,yeşerdiği ortam.Eğer o ortam verimli olursa,eğer orman elverişli olursa nice uzun ve gür ve gürbüz ağaçlar çıkar oradan,nice başarılı insanlar...Yok eğer orman karanlık ve kasvetli durursa,orman güneşin ışıklarını keserse ağaçlar da bodur kalır.'
Tüm bu okuduklarımdan sonra bir kez daha idrak ettim ki aile,çevre ve birey bütün olduğu gibi o bütünün içinde bulunduğu ortam,şartlar ve tutumlarla birlikte kişinin kendi profili resmediliyormuş.Önce eğitim,sonra kişilik diyorum ama ikisini kesinlikle birbirinden ayrı tutamıyorum.Üstelik kişiliğin de az çok tohumdan geldiğini de bilirken...

Wednesday, October 14

Mevcut Döngünün İnsancıkları

Bir insanın sahip olduğu en önemli değerlerden biri şüphesiz kendine ait özellikler barındıran kişiliğidir ve bahsedilen bu kişiliğin temeli genlerde atılmış olsa da üstüne konan tüm malzemeler önce ebeveynlerin sonra da bireyin kendi eseridir.Hayat denen bu uzun mu uzun yolculukta da kişinin profili ana hatlarıyla ilkokula başlayana kadar belli oluyor ve birçok alışkanlık da bu yaştan sonra değişemiyor ne yazık ki.Bu durumu göz önünde bulundurduğunuz zaman ileride bu insanın neden olduğu hatalar için kime fatura çıkaracağınızı tam olarak kestiremiyorsunuz elbette.Acaba suç genlerde mi? Eğer öyleyse neden bu özellikler az çok kardeşlerde ya da yakın akrabalarda görülmüyor? Belki de suç yalnızca anne-babaya aittir ve sonrasında da çocuğun gördüğü eğitim,öğretim,görgü,yaşam tarzı onu dünya üzerinde bir canlı olarak anlamlandırmaktadır.Bu sorular böyle uzayıp gider ve her defasında farklı bir noktaya varılır.Fakat genel anlamda bu düzende yanlış olan ya da sonradan yanılmış bir şeyler olduğu kesin.Sorduğunuzda kimse suçlu değildir,herkes birden dünyanın en doğrucu insanı kesiliverir ve siz kendi doğrunuzun içinde kaybolup gidersiniz.
Evet,ne yazık ki bu yaşam birçok komplikasyondan ibaret olduğu gibi onu dengeleyen bir o kadar da varlıktan oluşmakta.Bunu biliyorum çünkü farkında olarak veya olmayarak uzun bir süredir karşılaştığım insanları,insancıkları gözlemliyorum;ve çoğu kez kafamda kendiliğinden dönüp duran muhakemeler,eşleştirmeler ve yerleştirmelerle yüzleşiyorum.Böylece birçok insan tipi tanıyorum kendimce ve değişik profillerle bezeli bu döngüde neyin doğru neyin yanlış,neyin iyi neyin kötü olduğuna rahatlıkla karar verebiliyorum.Belki bazen bu kararları uygulamaya geçiremiyorum ama zihnimde canlanan tüm düşünceler tamamen objektif bir vizyonun ürünü,bundan eminim.Peki bunlar neler? Nedir negatifle pozitifi saklandığı yerden kolayca görebilmeme sebep olan şey?
Öncelikle yakın çevremden başlamak istiyorum.Çok fazla yakın arkadaşım yok fakat girdiğim-ya da girmek zorunda kaldığım birçok ortamda onlarca insanla tanıştığım için kolaylıkla renkler günışığına çıkıyor.Aklıma ilk gelen insan tipi 'her şeyi ben bilirim'ci insan tipi.Kim bunlar? Havasından yakınını geçin kilometrelerce uzağına bile yaklaşamadığınız(!)insancıklar.Olur da aynı ortamda denk gelirseniz tek kelime edemeden saatlerce onun maceralarını dinlersiniz.Bildiği her şey genelgeçer kurallarla örtülüdür ve siz bir şey söylediğinizde mutlaka muhalefet yaratarak kendi doğrusuyla sizi nakavt etmek için uğraşır durur.Her yeri görmüş,bilge kişiliktir o.Sorsanız Dante kim diye bön bön bakar suratınıza ama diyorum ya kesinlikle baş edemezsiniz onunla.İkinci bir insan tipi ise 'popülarite manyağı süper kahramanlar'dır. Peki ya bunlar kimdir? Bu şahsiyetler daima okulun,ofisin,sülalenin bir numarasıdır.Adeta ilah gözüyle bakılır onlara.(Artık kim bakıyorsa!)Onlar her şeyleriyle muhteşemdirler,ceplerini doldururken beyinlerini boşaltan cinsten paraya sahiptirler,hem de bolca!E bu kadar harika bir insanın da her şeyi olması gerekir tabii.Her şeyi ama her şeyi hak eder onlar.Ne de olsa dünyaya büyük mü büyük bir katkıları var(!)
Bunlara istinaden bilgisini,becerisini ve görgüsünü gerektiği zaman gerektiği yerde kullanmayı uygun gören,karşısına çıkan her insanı önce dinleyip sonra tartan,kendisine ait olmayan bir şeyi benimsemeyen,olabildiğince alçakgönüllü ve bir o kadar da bilgi dolu insanlar vardır bu güzelim dünyada.İşte bu kişiler kendi hallerinde yaşayıp giderler,öyle piyasanın sohbet konusu olmazlar,dikkat çekmezler,gözden uzak yaşarlar ama öldükten sonra yeryüzünde bıraktıkları sayısız iz olur.Diğerleri ise yaşadıkları süre boyunca herkesin gözdesi olur,herkes onları konuşur ama buralardan göçüp gittiklerinde isimleri bile kalmaz,silinir gider.
İnsanın içinde olması lazım derler ya,bir açıdan bakınca bu çok doğru aslında.Aldığınız görgü ve terbiyeden sonra içinizdeki 'yaratık' sizi ele verir ister istemez.Cin olmadan adam çarpmaya kalkarsınız.Daha dün sıradan bir sohbette geçen kelimeyi bilmezken (o kelimeyi de söylersem eleştirdiğim insan ya da insanlar iyice belli olacak),bugün size bilginizi ölçmek için soru sormaya kalkarlar.Ben o insanları çok ama çok iyi tanıyorum.Ama her geçen gün biraz daha,biraz daha fazla tanıyorum;15 yaşında kıpkırmızı ojeler,incecik kaşlar,röfleli saçlar ve apartman topuklarla 20'sine gelmeden 30 gösteren zavallı genç kızlar,alkol almayı ve içki şişeleriyle poz verip kaç kızla çıktığını söyleyip duran minik beyinli genç erkekler,üniversiteyi bile kazanmayı beceremeyip paralarını gömdüğü okulun adıyla övünen sonradan görme zengin budalaları...Sayacak o kadar çok insan var ki böyle...İşte bunlardan biri olmamak için öncelikle iyi bir ortamda yetişmek ve sonrasında da kendini yetiştirmek çok ama çok önemli.Bir insana istediği her şeyi çabalamadan,ter döktürmeden verirseniz o insan ne mutlu olmayı bilir ne doymayı ne de kendine hedefler koymayı.Biraz disiplin,biraz çaba ve bolca okumayla bu düzeni değiştiremesek de bundan sonrası için bir katkıda bulunabiliriz.Hiçbir şey kalıcı değil,ve hiçbir şey oyuncağı olunacak kadar değerli değil bu hayatta.Aslolan aynadaki yansımamız ve ortaya koyduğumuz olumlu değerler,bunu unutmayalım.
Not:Her şeye rağmen bu yazıyı yazmama sebep olan kişiliklere teşekkür ediyorum ve onları gerçekten hiç umursamadığımı söylemek istiyorum.Anlayana!

Thursday, October 1

Çimlere basıyorsunuz bari sigaranızı atmayın(!)


Lisedeyken sevgili Almanca öğretmenimiz Gülfer Hanım bize Almanya'dayken şahit olduğu bir olayı aktarmıştı ve hatırladığım kadarıyla bize anlatılan bu olay mevcut olan 'Çimlere Basmayınız' uyarısına rağmen çimlere oturarak olay çıkmasına sebep olan bir Türk vatandaşının bu örnek(!) davranışından ibaretti.Oralarda kurallar farklı işliyor elbette;biz burda kırmızı ışıkta dahi geçebiliyorken onlar çimlere bastığında bir sürü olay oluyor.Belki uzakta bir yerlerde,başka ülkelerde bu uyarı yazılarına ihtiyaç bile duyulmuyordur,kim bilir?Sonra dönüp dolaşıp yurdum insanına geliyorum ister istemez ve bu sabah şahit olduğum bir manzarayı bizzat burada herkesle paylaşmak isterim:'Çimlere Sigara Atmayınız'.Yoruma gayet açık ama ne kadar açarsanız açın aynı noktaya varacağınızdan hiç şüphem yok.