Tuesday, March 1

Lezzeti bol çikolata topları : kolay trüf yapımı


Kalorisi çok yüksek kabul ama tadı bir harika! Üstelik maliyeti de sudan ucuz! Sunumu oldukça şık, yapılışı basit.İşte herkes için kolay trüf tarifi:


Malzemeler :
- 50 gr kakao
- 250 gr pudra şekeri
- 100 gr margarin
- 1 yumurta sarısı
- 1/2 paket şekerli vanilin
- Süslemek için:hindistan cevizi,
fındık,ceviz,kakao...
Yapılışı : 
* Oda sıcaklığındaki 125 gram margarinin üzerine süsleme malzemeleri hariç diğer malzemelerin hepsi eklenir.Damak zevkinize göre kakao oranını artırıp şeker miktarını azaltabilirsiniz.Tüm malzemeleri bir kapta hamur gibi yoğurarak çamur kıvamına getiriyoruz.Ardından yine zevkinize göre elinizde yuvarladığınız çikolata toplarını dilediğiniz malzemelerle süslüyorsunuz.Hatta dışıyla kalmayıp içine de koyabilirsiniz.Tamamen hayalgücünüze kalmış! 
Ayrıca sunum için küçük kağıt kalıpları da kullanabilirsiniz.Tüm işlemler bittikten sonra buzlukta değil,buzdolabında 4 saat kadar toplarımızı bekletiyoruz vee sonunda yemeye hazırlar!

Monday, February 28

Evet, makarna salatası!

Salataların en güzel yanı içine istediğiniz,sevdiğiniz her şeyi koyabilmenizdir.Belli bir ölçüsü,kıstası yoktur genelde.Bu nedenle tarifi de kolaydır yapılması da.Zor olan tek şey malzemelerin hazırlanmasıdır.O da zor değildir ya, yalnızca el oyalar.Ama iş yemeye geldiğinde lezzetin doruk noktasına ulaşmış halde başka bir dünyaya yolculuk edersiniz.Yerken hiç pişman olmaz,porsiyonunuzu dilediğiniz kadar arttırabilirsiniz.Hani hep lezzetli yiyecekler bol kalorili olur ya, işte salata bu tabuyu yıkan belki de tek yiyecek.Kalorisi az,lezzeti bol,görselliği muhteşem! Eh, daha ne olsun?


Hemen malzemeleri veriyorum, elbette bunlar benim damak zevkime uygun temel malzemeler.Belli bir ölçü vermeyeceğim çünkü salata bu!


Malzemeler :


* Makarna
* Ton balığı
* Konserve mısır
* Kornişon turşu
* Dere otu
* Nar ekşisi
* Limon
* Çeşitli baharatlar : kekik,sumak,nane,pulbiber,kimyon 


Yapılışı :


- Öncelikle tuz ve sıvıyağ eşliğinde dilediğiniz ölçüde ve şekilde makarnayı al dente kıvamında haşlıyorsunuz.Suyunu süzdükten sonra soğumaya bırakıyorsunuz.O sırada siz de dere otlarını ve kornişon turşuları minik minik dilimliyorsunuz.Ardından limonu sıkıp baharatları hazır ediyorsunuz.Ton balığı ve mısır konservede hazır olduğundan hazırlama derdi yok.Makarna soğuduktan sonra da tüm malzemeleri büyük bir kaseye döküp makarnayı da ekleyerek karıştırıyorsunuz.Özellikle nar ekşisi inanılmaz güzel bir tat veriyor! Karıştırırken tadına bakarak istediğiniz malzemenin miktarını arttırabilirsiniz.İşte hepsi bu, harika bir öğün!

Tuesday, January 25

Başka bir bakış açısından : Kadının savaşı

Uzun zaman önce 'Twitter' adlı sosyal ileti-haber paylaşım sitesine kaydolmuştum.Çevremden hiç kimsenin ortama adım atmamış olmaması sebebiyle ben de uzun aralıklı iletiler yazmıştım.Fakat yaklaşık 2 aydır birçok insanı bu ortamda takip etmekteyim.Bunların büyük bir kısmını da yazarlar oluşturuyor.Böylelikle hem güzel iletiler okuyorum hem de birçok yazı takip etmiş oluyorum.Bahsettiğim bu yazarlardan birisi de Ece Temelkuran.Kendisiyle 'Muz Sesleri' adlı romanı aracılığıyla tanışmış, bakış açısına ve bunu kelimelerle hem süslü hem süssüz ifade edişine hayran kalmıştım.Ardından yazılarını okumaya ve son olarak da Twitter'da takip etmeye başlamıştım.Kendisini birçok açıdan da çok sevdiğim yazar Aslı Erdoğan'a benzettiğimi de söylemeden geçemeyeceğim.

Ece Temelkuran bugün bir yazısını paylaşmıştı ve başlığından geçen hafta izlemiş olduğum 'Black Swan' ile alakalı olduğunu anladığım için merakla sitesine girip yazısını okudum.Bugüne kadar birçok film eleştirisi dinledim,eleştiri yazısı okudum fakat bu bambaşkaydı.Benim anladığım dilde yorumlamıştı bir filmi.Bir edebiyatçı edasıyla anlatmıştı filme dair duygu ve düşüncelerini.Öyle güzel aktarmış,öyle etkili cümleler kurmuş ki neredeyse yazının filmi, senaryosundan daha açıklayıcı bir biçimde insanlara aktardığını söyleyebilirim.Kadını genelleyerek ele almış filmin içerisinden süzerek kendi duygularıyla harmanlayarak muhteşem bir düşünce yemeği sunmuş bizlere.


Daha fazla yazımı uzatmayarak sizi Ece Temelkuran'ın 'Kuğunun savaşı' adlı güzel yazısıyla başbaşa bırakıyorum.

KUĞUNUN SAVAŞI - 24 OCAK 2011

KADINLIĞIN en büyük trajedisi, belki de tek büyük trajedisi, kendisinden, kendisini izleyen dış gözler üretmesidir. Kendini izleyen bir çift zalim göz ürettikten sonra artık kimsenin onun karnını deşmesine, kalbini kanatmasına, kimsenin onu aşağılamasına, bacaklarının arasını bıçaklamasına gerek yoktur. Kadın, dışarıya yerleştirdiği o bir çift zalim gözle bunları başkaları için halleder. Kadın, en azılı düşmanını kendi doğurur; bu işi başkasına bırakmaz.
Artık rezil olmak, beceriksiz olmak, herkesin bildiği bir şeyi bilmemek, hiçbir zaman yeterince iyi olamamak, hiçbir zaman tamamlanmış hissetmemek gibi bütün o kâbuslu duyguların devridaim makinesi çalışmaya hazırdır. O bir çift zalim göz aslında kime aittir peki? Bir çocuk, zulmü kendisi icat edemez. Zalimlik bir çocuğa öğretilir. Demek ki kız çocuğunu sonsuz ve kesintisiz bir sınavda takılı bırakacak olan bu bir çift zalim göz de birilerine aittir… Neyse. Bu başka bir fasıl. 
ZALİM GÖZLER ZEMBEREĞİ
Esas mesele, o bir çift zalim göz dışarıya bir yere yerleşip sizi izlemeye başladığından itibaren artık yaptığınız hiçbir şey yeterince iyi değildir. Ne kadar alkışlansanız da geçmeyecek bir eksiklik bilgisi… “Boşver”ler, “Kafana takma”lar, “Bu kadar çok didikleme kendini”ler, “Kimse kusursuz değildir”ler, “Kendini bu kadar hırpalama”lar… Artık sizin kulağınız sağırdır bunlara. Zemberek kurulmuştur ve o bir çift göz her yerdedir. Artık kendi kendinize yaptıklarınızı o zalim bir çift gözü size hediye eden esas fail bile değiştiremez. Siz, kendi cinayetinizi artık başka hiçbir düşmana ihtiyaç duymadan kendi kendinize işleyeceksinizdir. Her sabah, her akşam, her an ve her an… 
BALERİNİN KANI
Altın Küre Ödülü’nü alan Natalie Portman’ın oynadığı “Siyah Kuğu” filmi bunu anlatıyor. Genç bir kadının, dünyanın ondan beklediklerinin değil, kendinden bekledikleri ya da beklemek zorunda bırakıldıkları altında ezilip yok olmasını… Şimdi sormak isterim:
Bir erkek bundan ne anlar? O kadar ümitsizim ki bu sorunun cevabıyla ilgili film bittiğinde şunu sordum:
“Acaba yönetmen, bir kadın için ne korkunç ve ne derin bir meseleyi anlattığının farkında mı?”
Kadınların ya da bazı kadınların içinde sürmekte olan bu kavganın dehşetinin bir balerinin çektiği bedensel işkence metaforuyla anlatıldığı filmin bir erkek için “rahatsız edici” olmasının nedeni ancak ekranda görünen kanlı sahneler olabilir. O kanlı sahnelerin gönderme yaptığı ve aslında çok daha korkunç olan esas kavganın vahşetinin bir erkek tarafından anlaşılması… İmkânsıza yakın gibi. 
ERKEKLER NEYİ ANLAMALI?
Peki bu neden önemli? Erkekler de bunu anlamayıversin, öyle değil mi? Yani anlamasalar ne olur? Onların anlamaları neden önemli?
Şundan… Kusursuzluk çabası yüzünden parlak bir ışığa sahip olan bu kadınların yaşadıkları dehşet verici gerilimi gizlemek için verdikleri yıpratıcı mücadeleye karşılık ihtiyaç duydukları şefkatin boyutunu anlamaları için… Evet hâlâ! Hâlâ kadınların kendi kendine kurdukları cehennemlerden erkeklerin yardımıyla çıkabileceklerini düşünüyorum. İnce ince ördükleri, keskin camları üst üste koyarak kurdukları hastalıklarını hiçe sayarak içeri giren bir adamın, evet! O zalim gözleri ancak içten bir hayranlıkla ve derin bir aşkla bakan bir çift gözün bertaraf edebileceğini… Çünkü aşk bu yüzden var… Çünkü kadınlar bu yüzden dokunuyor hâlâ adamlara.
İkna olmadıkları hayallere inanabilen bir cinsiz biz. Hiçbir prens kurtarmaz bizi canavarlardan. Ama ancak bir prens bizi sevdiğinde kendimizi kurtarırız kendimizden. Canavarlarımızı kesecek bıçağı o zaman tutar elimiz. Dışımıza yerleştirdiğimiz o zalim gözlerden kurtulmanın vakti o zaman gelir. Biri bizi bize rağmen sevdiğinde… İşte öyle.

ECE TEMELKURAN